MENÜ
Elveda Ofis > Blog > Başlangıç > “Ama benim çıkarttığım iş bundan daha fazla eder”…
May 18

“Ama benim çıkarttığım iş bundan daha fazla eder”…

Özlem Yetiş

para_dolar

Fotoğraf Léoo

Bir süre önce Facebook grubumuzda “herkes iş kurduğu anda çok para kazanması gerektiğini düşünüyor” diye bir tespitimi yazmıştım.

Daha sonra da aşağıdaki gibi bir yazıyla karşılaştım. Benim söylemek istediklerimi fazlasıyla anlatıyor. Hem de ne yapılabileceği hakkında tavsiyeler de var. Buyrun okuyun:

Bu yazı Tom Meitner tarafından yazılmıştır.

“Yaptığım işin karşılığı kesinlikle bu değil” diye düşünüyorsun. Gerçekten öyle mi acaba?

Bu benim için yazması zor bir konu. İşlerimin 2009’daki müthiş gidişatını herkese anlatmaktan yoruldum artık. Bir yıl önce, yeni ve küçük işletmeler için milyon dolarlık yatırımcıların önüne koyabilecekleri pazarlama planları hazırlıyor ve tanesine 1.500 Dolar para alıyordum. Her iki-üç haftada bir projelerimden 600 – 700 Dolar arası gelir elde ediyordum. Para akıyordu, kalemim yazıyordu (yani bilgisayarımdaki imleç demek istiyorum – hala kalem kullanan var mı ki?) ve hayat güzeldi.

Biliyor musunuz, tekrar yerden bağımsız bir yaşamı düşündüğümde, bütün bunlar aklıma geliyor – eminim sizin de aklınıza hemen bu konular geliyor…

Yeni girişimciler ve iş sahibi olmak isteyenlerin hayalindeki hayat şöyle: kendi saatlerini belirlersin, pijamalarını çıkartmadan çalışırsın ve yaşamak için bir sürü para kazanırsın, hatta paranı çok güzel şeyler için harcarsın. Mutlusundur, müşterilerin mutludur ve işin seni oldukça meşgul ediyordur ve genellikle keyfin yerindedir.

En büyük problem ise bir çok yeni başlayan girişimcinin buradan, yani tam olarak bu noktadan başlayacaklarını düşünmeleri.

Patronun odasına hışımla girmek ve “İSTİFA EDİYORUM!” diye bağırmak, bir taraflarının fotokopisini çekmek ve ofis hayatını tamamen terk etmek istiyorsun. Sonra eve giderken akşam yemeği için bir kaç dilim bonfile alıyorsun ve eve ulaştığında mail kutunun yüksek kaliteli ve yumuşak başlı müşterilerden gelen e-postalarla dolu olduğunu görüyorsun. Her biri de hizmetlerin karşılığında sana en üst kalemden para ödemeye hazır.

Evet, işler tam olarak böyle gitmiyor.

Mücadele etmen lazım, tırmalaman lazım. Bağlantılarını kurcalaman lazım. İyi geri dönüşler ve bir sonraki potansiyel müşterine sunabilmen için yarı doğru olabilecek görüşler alman için müşterilerine biraz yalakalık yapman lazım. İşini ayağa kaldırabilmen için önce az para getirecek işleri kabul etmen lazım. Ofiste bir süre daha takılman ve patronunun şakalarına bir süre daha gülmek zorunda kalman da gerekebilir.

İş kurmayı kilo vermek gibi düşünebilirsin – her seferinde bir kilo. Bir diyete başlayıp da ertesi günü müthiş bir görüntüye kavuşamazsın. Ne yazık ki konu hayat tasarımı ve yerden bağımsızlık olunca, beklentiler bu yönde olabiliyor.

Benim durumumda, dört yıl boyunca çabaladıktan sonra en baştan başlamam gerekiyor. Freelance çalışan biri olarak, neredeyse yaptığım tüm işler diğer pazarlama firmaları adınaydı, yani referans alabileceğim, geçmişte beraber çalıştığım herhangi bir firma yok. Alınan görüşlerin ve memnuniyet bildiren notların hepsi benim adıma değil, pazarlama firması adına yazılmıştı.

Kısacası dünya üzerinde dört yıl boyunca çalıştığım firmaların işlerinin yüksek kaliteli olarak anılmasından başka hiç bir şey yapmadım. Ben hiç kimseyim. Son iki yılımı annemlerin evinin bodrumunda yanlız yaşayarak da geçirebilirdim çünkü profesyonel hayatta var olduğuma dair hiç bir kanıtım yok. Bu ders alınmıştır.

Yani şu anda siz yeni girişimcilerle aynı teknedeyim. Ama haberlerim iyi; önümüzde bir çok fırsat var, yapmamız gereken uzanıp bu fırsatları ele geçirmek. İşte şu andan itibaren yapacaklarımız:

Süper çekici bir portföy yaratıyoruz…

Bunlar sadece denemeler veya önceden yaptığınız ufak tefek işler olabilir. Fark etmez. Değerinizi kanıtlayacak bir şeylerinizin olması gerek. Küçük müşteriler yavan referansların ardındaki yeteneği görebilir ve size bir şans verebilir.

Bir blog oluşturuyoruz…

Evet, klasik “benim de olsun” tavsiyesi. Herkes size bir blog açmanızı tavsiye eder. Haklılar. Bir blogunuzun olması, yeteneğinizi sergileyeceğiniz bir yer demektir. En azından bir şeyler üzerinde çalıştığınızı bileceğiniz için psikolojik olarak avantaj sağlar.

Ayrıca networkünüzü güçlendirmenize de yarar. Böylece herkesin herkese bir şeyler satmaya çalıştığı, sabah 7’de başlayan Ticaret Odası kahvaltılarına katılmak ve 2 saat boyunca hiç bir şey yapmadan oturmak zorundan kalmazsınız (evet bunu da denedim).

Bir sabah kalkıp da birden bire bu blogda konuk yazar olarak yazmaya başlamadım. Kendime bir isim yarattım ve referanslarımı göstermek için blogumu kullandım. Blog sayfanıza uğrayan bir sürü kişiyle bağlantı kurabilirsiniz ve bu yolla önünüzde bir çok fırsat oluşabilir.

Freelance kariyer sitelerine üye oluyoruz – Elance veya Guru gibi…(*)

Bu öneriyi bana e-mail attığı için Sarah (buradaki konuk yazarlardan biri) özel bir teşekkürü hakediyor. O bana mail atmadan da ben Elance sitesini kullanıyordum ama yine de çok iyi bir fikir.

Ancak daha büyük ve işini büyütmüş profesyoneller için Elance çok kötü bir seçenektir. İnsanlar Elance’i ucuz ve kalitesiz işler yapanların, verdikleri düşük tekliflerle diğerlerinin önünü kestiği ve fiyatları aşağı çektiği bir yer olarak görüyor. Mutlaka bunlar oluyordur ama şu da var ki benim “büyük profesyonel” dünyada da önümü kesenler olmuştu. Orada da ucuz ve kalitesiz işler vardı. Elance bir sürü büyük fırsatla dolu, tabii ki diğer siteler de öyle.

İşin sırrı, en azından ilk başta, küçük işler almaya çalışmak. Mesela bir yazar için atlar hakkında 35 makale yazmak gibi bir iş olabilir (evet, bunu da yaptım). Nefret ettiklerinizi seçin ama sonuçta çok iyi işler çıkartın. Böylece profilinizi oluşturun, müthiş referans yazılarınızı alın. Daha sonrasında büyük oyuncular, en iyi projeleri hakkındaki fikirlerinizi dinlemek için istekli olacaktır.

Daha da önemlisi, ne alabiliyorsanız alın. Standartlarınızı kapıda bırakın. Size ahlaki olarak karşı olduğunuz işleri almanızı tavsiye edemem, ama başlangıçta yolunuza çıkan herşeyi kapmak durumundasınız. Küçük düşürülmüş hissedebilirsiniz ama herkesin bir bedel ödemesi şart. Uzun vadede buna değdiğini göreceksiniz.

En büyük nokta da deneyiminizi kanıtlayabilecek hale gelmeniz. Siz sadece müşterilerinizin biçtiği kadar değerlisiniz. Eğer saatte 5 Dolar etmediğinizi düşünüyorlarsa, saatte 5 Dolar etmezsiniz demektir. Kuyruğunuzu kıstırın ve biraz daha deneyim kazanmaya bakın. Daha sonra gerçekten kendiniz için düşündüğünüz değeri söyleyince, insanlar sizi dikkate alacaklardır.

(*)Editörün notu: Türkiye’de freelance çalışanlar için bir takım iş siteleri bulunmakta. Çok yakında Elveda Ofis’te hem bu tip kaynakları, hem de iş ilanlarını görebileceksiniz.

Yorumlar