MENÜ
Elveda Ofis > Blog > İlham Verici Röportajlar > İlham Verici Röportajlar 11: Mühendislikten İllüstratörlüğe
Eyl 19

İlham Verici Röportajlar 11: Mühendislikten İllüstratörlüğe

Özlem Yetiş

esra_4

Hafif (ama çok hafif) serinlemiş bir Antalya’dan merhaba. Artık çok iyi bildiğiniz gibi “Elveda Ofis” demek için pek çok farklı alternatif, pek çok farklı meslek ve iş fikri var. Bunlardan biri de illüstratörlük.

Esra İlter Demirbilek ile uzun yıllardır tanışıyoruz, ailecek görüşüyoruz, çocuklarla birlikte tatil yapmışlığımız bile var :) Ancak aşağıda okuyacağınız gibi ben kendisini hep mühendis olarak tanıdım, sanatçı tarafını çok geç fark ettim. Bunun nedeni ikimizin de “kurumsal” hayatlarımızın peşinde koşturuyor olmamızdı muhtemelen. Benim ardımdan o da çalıştığı alandaki kariyerine son verdi ve çocukluk hayali olan illüstratörlüğe başladı. Çizimlerini ben çok seviyorum, yazıya bol bol örnek koydum. Sanırım Elveda Ofis’in en renkli ve eğleceli sayfası oldu :)

Esracığım seninle tanışalı bayağı uzun zaman olmasına rağmen, çizim ve ilüstrasyonla bu kadar ilgili olduğunu çok geç fark ettim. İş hayatından ayrılıp çizerliğe geçme hikayeni paylaşır mısın bizimle?

Aslında ben de dahil herkes için sürpriz oldu. Bildiğin gibi aslında Elektrik Mühendisliği mezunuyum ve 16 yıl otomasyon sektöründe teknik destekten pazarlamaya kadar pek çok birimde görev aldım. Kariyerimin tepe noktasına hızla ilerleyen bir yönetici iken birden bire böyle bir karar almak benim için de çok kolay olmadı açıkcası. Ben bile bu duruma ilk başlarda alışmakta zorlanırken etrafımdakilerin de kolayca ikna olmalarını da beklemedim. Aslında sabit bir yapım var, değişiklikten çok fazla hoşlanan bir tip de değilim. Güvende olmak benim için herşeydir, bu yüzden risk almamak adına hayatımda çok fazla değişiklik yapmayı sevmem fakat diğer yandan da geçmişime bakıp bir şeyi gerçekten istediğimde ya da gerektiğinde cesaretimi toplayıp birden bire çok radikal kararlar alıp uygulayabildiğimi de farkettim. Rüyalarımın mesleğine kavuşma hayali dışında meslek değiştirmemi tetikleyen başka major faktörler de oldu elbette. Beklediğim zaman geldiğinde, şartlar olgunlaştığında hazır olduğumu hissettim ve bu adımı attım.

esra_1

Çizerlik benim hayalimdeki meslekti ta en baştan beri, belki de yetenek ve karakterime en uygum meslekti. Okul hayatım bittikten sonra çizmekten uzun bir süre uzak kaldığım için olsa gerek kariyer hayatım boyunca tanıştığım arkadaşlarımın çoğu benim zamanında karikatürler çizdiğimi, çizgi romanlar karaladığımı da bilmez, dolayısıyla bu konuda herkes şaşkınlığa uğradı. Mühendislik kariyerinden ayrılır ayrılmaz çizer olarak birşeyler üretmeye başladığımda herkes bir gece bir perinin beni ziyaret ettiğini ve sihirli değneğini tepeme değdirmiş olduğunu düşünmüş olabilir. 4 yılı aşkın süre oldu ama hala “Bunları sen mi çiziyorsun, gerçekten mi?” diye soranlar var.

Bu tür radikal değişimleri aslında sadece meslek değiştirmek olarak da adlandırmamak lazım aslında. İnsanların sizi dışarıdan gördükleri kimliğinizi de tamamen değiştirmiş oluyorsunuz ve insanların alışamadığı aslında bu kimlik değişimi oluyor. Mesela kurallar çerçevesinde hareket ettiğiniz kurumsal bir firmada yönetici kimliği ile çalışan bir kadının bir anda 180 derece farklı, tamamen özgür sanatçı kimliğine bürünmesi kulağa tuhaf gelebiliyor.

Aslında bu sahte kimlikleri biz üretiyoruz. Nedense özellikle Türkiye’de bu durum böyle. Dolayısıyla da pek çok ofis çalışanının kafesteki kuşlar misali mutsuz olduğunu düşünüyorum. İçinde sıkıştığımız bu kalıpların olmazsa olmaz olduğunu sandığımıza ve kendimizi farkında olmadan bu cendereye soktuğumuza inanıyorum. Belki farkediyoruz da olması gerekenin bu olduğuna kendimizi inandırdığımızdan bu düzeni değiştirmeye çalışmıyoruz.

Herkesin mutlaka hayalinde yatan, yetenek ve ilgi alanlarına uygun bir meslek vardır, buna gerçekten inanıyorum. Bazılarımız bunu daha erken yaşta farkedip tercihlerimizi ona göre yapıyor, bazılarımız zorunluluktan farklı meslekler seçmek durumunda kalıyor, bazılarımız da gerçek yeteneklerimizi, ilgi alanımızı daha geç farkediyoruz. Ama hiçbirşey için geç kalınmış sayılmaz diyorum. 40 yaşından sonra üniversite okuyan arkadaşlarım var. Bazı meslekler için illa o alanda akademik eğitim de gerekmiyor, sadece istemek, cesaret ve çalışmak.

Benim iş hayatımdan ayrılma hikayem de bu: İstemek ve cesaret. Biraz da zorunluluk. İstek, zaten ta en baştan beri varolan parametreydi, sadece uykuda bekliyordu. Cesaret konusunda eşim çok destek oldu, ona çok minnettarım bu konuda. Zorunluluk kısmı ise annelik hayatımla ilgili olan tarafı idi. Hepsi bir araya geldiğinde benim için de bu değişiklik için doğru zaman gelmişti.

42a

Peki madem çizerlik hayalindeki meslekti ve sen bunun farkındaydın neden güzel sanatlar fakültesine gitmedin ?

Bu konuda çok kararsız kaldığımı hatırlıyorum. Bir yanda hayalimin mesleği diğer yanda mühendislik fakültesi. Mühendislik de çok ilgimi çektiğinden ondan da kolay kolay vazgeçemedim ve ekonomik şartların, kariyer imkanlarının daha iyi olabileceğini düşündüğümden – ki bu çok da doğru değil aslında – bu yönde bir tercih yaptım. Bugün yaptığım bu seçimi sorgulamıyorum, pişman da değilim, bu alanda eğitim alıp kariyer yapmak da bana çok artı değerler kattı şüphesiz.

Burada şunu vurgulamak isterim, toplumumuzda nedense popüler meslekler diye yanlış bir algı var. Aslında önemli olan kişinin kendi yetenekleri ve ilgi alanları doğrultusunda doğru meslek seçimi yapmasıdır. Sadece adı var, kariyeri-maaşı iyi diye seçilen meslekler sayesinde bugün ofisler mutsuz avukatlar, mühendisler, iktisatçılarla dolu değil mi? Bir insan ancak mutlu olduğu işi yaparsa başarılı olur ve o noktada ne iş yaptığı da çok önemli değildir. Ben çocuğuma da aynı şeyi öğütlüyorum, “Vasat bir doktor olacağına çok iyi bir kaportacı ol, ama en iyisi ol. İnsanlar seni parmakla göstersinler,” diyorum. Para dediğin zaten sonrasında otomatik olarak gelir. Mutluluk başarıyı, başarı da kazancı getiriyor. Ama sadece kazanca ve kariyere odaklanarak seçilen meslekler “mutluluk” getirmeyebiliyor.

9-2

İşte bu noktada biz anne babalara çok iş düşüyor. Çocuklarımızı kendi istediğimiz, toplumun istediği alanlara değil, kendi yetenekleri doğrultusunda doğru alanlara yönlendirip mutlu olmalarını sağlamamız lazım. Ben bu konuda şanslı idim, ailem her daim arkamdaydı. Tercihim güzel sanatlar yönünde olmuş olsaydı da ailem desteklerdi. Zaten sanat sever bir aileyiz, hemen herkesin profesyonel mesleği yanısıra hobi sınırlarını aşan bir biçimde sanatla, müzikle uğraşmışlığı var. Mesela babam 8 yıl hem profesyonel anlamda müzisyenlik yapmış, hem de elektronik tamir işi ile ilgilenmiş. Kardeşimin mesleği yazılım uzmanlığı ama bunun yanısıra müzik de yapıyor. Eşim keza öyle, evin her köşesinde farklı bir müzik aleti duruyor. Bırakalım çocuklarımız kendi geleceklerini kendileri çizsinler, ister sanatçı, ister akademisyen olsunlar, biz sadece yol gösterelim.

Resimlediğin kitaplardan bahseder misin biraz? Örnekler verebilir misin?

Elbette. Profesyonel olarak çizerliğe başlamamdan bu yana elliden fazla kitap resimledim. 3 yıl gibi kısa bir süre için fena bir rakam olmasa gerek, üstelik de günlük zamanımın çoğunu ayıramadığım halde. Bu çalışmaların çoğu 8-10 yaşa hitap eden bol çizimli-eğlenceli- fantastik kitaplar, bazıları gençlik romanları için kapaklar, bazıları 5-8 yaş grubuna hitap eden eğitici-öğretici kitaplar. Editör/yazar Aşkın Güngör Bey’e çok teşekkür ederim. İş hayatına yeni atılan bir çizer olarak bana güvenmiş, beni çok desteklemiş ve cesaretlendirmiştir.

Örnek vermem gerekirse en çok ses getirenlerden “Burcu ve Berk ile…” serisini verebilirim. Defne Ongun Müminoğlu’nun kaleme aldığı, 9 kitaptan oluşan bir seri “Burcu ve Berk ile…” Uzman destekli bu kitaplarda iki ana karakter üzerinden çocuklara eğitici bilgiler veriyoruz, ama çok da didaktik olmuyoruz. Çocuklar zaten sürekli anne-baba ve öğretmenlerinden “bunu yap, bunu yapma” yı duymaktan sıkılıyorlar, varsın biraz da eğlensinler. Defne ile çalışmak hakikaten bana çok şey kattı, ilk büyük adımı onun sayesinde atmış oldum.

Bu seri dışında çizimleriyle en çok ilgi gören kitaplardan birisi de Hamdi Köseoğlu’nun derlediği “Keloğlan Masalları” oldu. Dijital illüstrasyon tekniğini minyatür sanatını andıran bir tarzla buluşturdum ve bu da çok ilgi çekti. Hatta bu konuda bana bir sergi teklifi dahi geldi.

keloglan_1 2

Çocuk Gelişimi Uzmanı ve kitapları gerek içerik gerekse görsel anlamda gerçekten çok değerli, yazar Nalan Sönmez ile okul öncesi çocuklar için bir set hazırladık. Çok yakında onlar piyasaya çıkacak.

İsmim duyuldukça beni arayan çok yazar, yayınevi, yayıncı oldu. Çok memnun oluyorum buna gerçekten de. Bir gün bir baktım ki Doğan Egmont beni arıyor. Şimdi Atlas Çocuk için her ay çizim yapıyorum, çok mutlu oluyorum.

tan_sagturk

Yaptığım en heyecanlı işlerden birisi de şüphesiz Edukids firması, Tan Sağtürk ve ekibi ile birlikte hazırladığımız ve Eylül 2014’te piyasaya çıkacak olan bale eğitim kartları oldu. Gerçekten çok profesyonel bir çalışmaya imza attık, ki Tan Bey’in deyimiyle dünyada bale eğitimi konusunda ilk teknik çalışma oldu. Edukids’in kurucusu Nuran Gür de hayalinin mesleğini yapabilmek ve başta kendi çocuğuna olmak üzere tüm çocuklara ve annelere daha faydalı olabilmek için işini bırakıp çocuklara eğitici kartlar hazırlayan firmasını kurmuş bir anne. Tan Sağtürk gibi bir sanatçı ile birlikte bir projeye imza atmak ise benim için gerçekten çok müthiş bir olay. Tüm bunlar 5 yıl önce bir hayal gibi geliyordu ama gerçek. O yüzden hayallerinizden asla vazgeçmeyin!

Çizer olmak isteyen pek çok okuyucum var. Bu konuda yetenekli oldukları da açık. Ancak yetenekleri iş haline getirmek daha farklı tabi ki.
Çizer/ilüstratör olmaya karar verdikten sonra hangi aşamalardan geçmek gerekiyor?

Belki bu soruyu bir akademisyen ya da güzel sanatlar mezunu olup bu işi yıllardır yapan profesyonellere sormak daha doğru ama onları aflarına sığınarak ben de kendi deneyimlerimden yola çıkarak birkaç bir şey söylemek isterim.

1-2A

Başka bir mesleği yıllarca yaptıktan sonra dükkan açıp ticarete atılabilirsiniz, başka bir üniversite okuyup o işi yapabilirsiniz ama çizer olabilmeniz için öncelikle doğuştan yeteneğinizin olması lazım. Bu alanda akademik eğitiminiz yoksa akademik eğitimin vereceği kazanımları farklı yönlerden ve şüphesiz çok çalışarak kapatmanız gerekiyor. Yetenek önemli, ama tek başına yeterli değil. Yetenek, eğitimle birleştiğinde ancak harikalar ortaya çıkıyor. Bir de şurada bu ayrımı iyi yapmak gerekiyor. Mesela bana soruyorlar “Kızım çok güzel resim yapıyor, kitap resimlemek istiyor, sizce ne yapmalı?” Ben de diyorum ki iyi resim çiziyor olmak demek iyi “illüstrasyon” çiziyor demek değildir. Resim ve illüstrasyon, o kadar farklı sanatlar ki. Her güzel resim çizen kişiden “illüstratör” olamıyor. Bu kişiler iyi “ressam” olabilirler ama “illüstratör” olmak daha başka bir şey. Öncelikle elinizin illüstrasyona yatkın olup olmadığını bilmeniz gerekiyor. Çizgilerinizin resim sanatından çok illüstrasyona yatkın olduğunu belirledikten sonra da tarzınızı oluşturmak için kendinize bir yön çizmeniz gerekiyor. Çocuk kitapları mı resimleyeceksiniz, yoksa yetişkin fantastik kitaplar mı, reklam sektörüne mi çizeceksiniz, çizgi romancı mı olacaksınız yoksa anatomi illüstrasyonları veya botanik illüstrasyonları konusunda mı uzmanlaşacaksınız? Bunları ilgi alanınıza ve isteğinize göre belirlemelisiniz.

İnternet büyük bir nimet, benzer konuda güzel eserler vermiş sanatçıların çalışmalarını incelemek, farklı ve ilginç tarzları sonra da kendi tarzını yavaş yavaş oturtmak vs. önemli başlangıçlar. İllüstrasyonun sınırı yok, bazen bir düğme, bazen bir kumaş parçası, bazen bir akrilik fırça darbesi eserinizin bir parçası olabilir. Ufku açmak ve güzel eserler ortaya koymak için görsel olarak insanın kendisini önce bolca beslemesi gerekiyor. Çünkü illüstrasyonda çoğu zaman asla gerçekte göremeyeceğiniz şeyler çiziyorsunuz, hayal gücünüzün de o ölçüde sınırsız olması gerekiyor. Amaç tam olarak kusursuz ve güzel çizmek de değil aslında, tamamen yaratıcılık. Görsel olarak güzel ve değişik olan herşey bir illüstrasyon olabilir, çizgiler yamuktur ama mor bulutlar ve gazete kağıdından kesilmiş harflerden oluşan bacadan çıkan duman bir araya geldiğinde harika bir komposizyon oluşturulabilir.

Meslek haline getirmeye gelince; kişi kendisini yeterince beslediği ve güzel işler çıkardığına inandığı noktada ilerlemek istediğiniz alanda size iş imkanı sunabilecek kurumlara, yayınevi, reklam ajansına vs. gibi portfolyolar gönderebilir. Elbette çok kolay olmuyor. Sıfırdan bir işe başlıyorsunuz ve kendinizi ispat etmeniz için defalarca deneme yapmanız gerekebiliyor. İşinizi mi beğenmediler, çalışmalı, daha iyisini yapınca tekrar göndermelisiniz. Ayrıca birlikte çalışacağınız yerlere sizden talep edilen işin zamanında ve eksiksiz teslim edileceğine dair güveni de oluşturmanız gerekiyor. Ve tabi çalışmak istediğiniz yerleri seçerken de titiz olmalısınız, emeğinizin hakkını korumak adına.

İlk gelen yanıtlar olumsuz dahi olsa yılmamalı insan. Bir de şunu düşünmek lazım, siz bu mesleği yapmak üzere bir eğitim almadınız, hedefiniz bu değildi. Dolayısıyla başaramamak size bir şey kaybettirmeyecek, sizin zaten her an dönebileceğiniz bir başka mesleğiniz var. Ama başarırsanız çok da şahane olur tabi. O gözle bakınca insan gelen eleştirilere daha olumlu bakabiliyor.

Ortaya çıkarılan eserin “görsel nesne” olması kısa sürede farkedilmek adına çok büyük avantajlar sağlıyor. Instagramda paylaştığınız bir illüstrasyonu dünyanın öbür ucundan birisi anında görüp beğenebiliyor, çünkü görsel dil tüm dünyada aynı. Dünyaca ünlü pek çok çizer arkadaşım var, onlardan öğrendiğim şeylerden birisi de internet üzerinden oluşturulan portfolyoların zaman içerisinde beraberinde çok büyük başarıyı da getirdiği.

Bu arada ekleyeyim, sosyal olmak da çok önemli. Bu işi yapmaya karar vermeden önce bu alanda çok başarılı olmuş çizerlerle, editörlerle tanıştım, arkadaş oldum. Arkadaşlarımın yönlendirmeleri ile de bir çok harika insanla tanıştım ve bana yepyeni kapılar açıldı. Bunlardan birisi de sensin Özlemcim. Hepinize buradan tek tek teşekkürlerimi sunuyorum. Birşeyler başarabildiysem bu başarı sadece bana ait değil, bana bu enerji veren insanlar sayesindedir.

Bu işin ticari yönü nasıl sence? Tatmin edici bir gelire nasıl ulaşılabilir?

Kişi gerçekten yetenekli ve başarılıysa güzel kazançlar elde edilebilir. Sadece sabır gerekiyor. Yerli piyasada tatmin edici bir gelir elde etmek için başta çok fazla mesai harcamanız gerekebiliyor. Asıl kazanç genelde yurtdışı projelere imza atarak oluyor sanıyorum. Açıkcası aile hayatım öncelikli, gelirim ikinci planda olduğu için bu konuda çok fazla deneyimim de olmadı, sadece duyduklarımı iletiyorum.

Yayınevi – yazar – matbaa arasındaki ilişki nasıl işliyor? Nasıl bir zincir var o tarafta?
Direkt yayınevi ile mi çalışılıyor yoksa yazarla mı? Bu anlamda karşılaştığın zorluklar nelerdir?

Yayınevi-yazar-matbaa ilişkisini tam olarak bilemiyorum. Bu ilişki üçgeni genelde yayınevinin ilgilendiği bir durum. Ben genelde yayınevi editörleri ya da yazarlarla direkt olarak çalışıyorum. Birlikte çalıştığınız kişinin enerjisi ile uyumunuz çok önemli. Editörlerle çalışmak belki bir anlamda daha kolay. Onlar daha tarafsız yaklaşabiliyorlar esere. Geneli daha rahat görebildikleri için yönlendirmeleri de daha tarafsız ve teknik oluyor. Yazarlar eserlerine daha çok sahip çıktıkları için size daha detaylı brief verebiliyorlar, daha yaratıcı fikirlerle gelebiliyorlar ama bazen bu “şunu şöyle çiz, bunu böyle çize” de varabiliyor, işte bu noktaya gelmemek lazım, karşılıklı uyumu ve dengeyi yakalamak gerek. Bu aslında bir duygu işi, hissetmeden yaratıcı olamıyor insan. Resimlenecek eserin içeriği çizeri ne kadar heyecanlandırırsa o kadar güzel çizimler çıkıyor. Sonuçta yazarlar/editörler görmek istediklerini tam olarak aktarıyor ve çizerler de metni sahiplenerek yaratıcılılıklarını ortaya koyabiliyorlarsa sonuç harika oluyor.

Teknik anlamda hangi araçları – programları kullanıyorsun? Bu konuda deneme – yanılma yöntemi ile elde ettiğin özel tavsiyelerin var mı?

10629820_748027328577408_335525667568608938_nGenellikle çizimlerde dijital ortamı kullanıyorum. Taslaklarımı kağıt üzerinde çizip tarıyorum. Photoshop ve wacom tablet benim elim ayağım. Dijital ortamda çalışıyor olmama rağmen çok fazla dijital etkiyi sevmiyorum ve photoshopta kağıt üzerinde klasik çizim etkisi veren suluboya- pastel – akrilik boya fırçalarıyla çalışıyorum. İnternetten bulduğum fırçaları kendime göre özelleştirip kullandığım da oluyor. Çizimlerim sanki kuruboya- pastel boya ile yapılmış gibi duruyor ama aslında hepsi photoshop. Ağırlıklı çocuk kitapları resimlediğim için bu teknik daha etkileyici duruyor. Dijital kolaj da sık kullandığım bir teknik. Yurtdışında hala çocuk kitapları ağırlıklı olarak klasik tarzda resimleniyor bu sebeple ben de çok fazla mümkün mertebe dijital ortam etkisi yansıtmamaya çalışıyorum. Vektör çizim kullanmıyorum mesela, varsın çizgiler kusurlu olsun.

Ofis dışında çalışmanın sence ne gibi avantajları ve dezavantajları var?

Ofis dışında, evden çalışmak kulağa çok hoş geliyor, evet hoş bir şey ama aynı zamanda çok zor.
Avantajları gününüzü tamamen siz programlayabiliyorsunuz. Doktora gideceksiniz, çocuğunuzun okul toplantısı var, birilerinden zor bela izin istemenize gerek yok. O gün canınız giyinmek dahi istemeyebilir, varsın pijamayla çalışın. Ama tabi ben bunu yapmıyorum yine de kendime karşı bir disiplinim var ☺ Patron sizsiniz, bundan daha güzel bir şey olabilir mi?

Ama tabi herşey toz pembe değil. Konsantrasyon en büyük problem. Çizim yaparken diğer yandan ocaktaki pilavı takip etmeniz, diğer yandan okuldan gelen çocuğunuzu karşılamanız gerekebiliyor. Sizin hala bir işiniz olduğuna alışamamış komşularınızın çat kapı ziyaretlerine hayır diyemediğiniz zamanlar oluyor. Çizim yapmak uzun süreli konsantrasyon gerektiren bir şey, bir illüstrasyonu ortaya çıkarmak en az 2 bazen 10 saatinizi alabiliyor. Çiziyorsunuz, siliyorsunuz, deniyorsunuz, oturtana kadar yüz tane çizim çıkarabiliyorsunuz bazen. Bu esnada beyin sürekli çalışıyor, araya giren kısa bir telefon görüşmesi dahi sizin en başa dönmenizi gerektirebiliyor. O sebeple öğle saatine yakın çalışmaya başlıyorum genelde. Sabahtan tüm ev işlerini bitirip tamamen işe konsantre olacak biçimde kendimi ayarlıyorum. Ama yine de en ideal çalışma saatlerim akşam yemeğinden sonra sabaha kadar olan süre. Çalışmanızı bölebilecek hiçbirşey olmuyor. Ekonomik olarak zorluğu da şu, belli sabit bir geliriniz olmuyor. Ticaretle uğraşan herkes gibi zaman zaman ödeme almakta zorlanabiliyorsunuz. Sosyal güvenlik masraflarınızı kendiniz karşılamanız gerekebiliyor, vergi vs. gibi yükümlülükleri sizin hallediyor olmanız gerekiyor.

==============
Esra’ya çok teşekkür ediyorum, tecrübelerini bizimle paylaştığı için. İçinizde illüstratör olmak isteyenler varsa umarım yaşamlarınızda bir kapı açabiliriz :)

Bu konuda sorularınız olursa yorumlar kısmından iletin lütfen.

Yorumlar