MENÜ
Elveda Ofis > Blog > İlham Verici Röportajlar > İlham Verici Röportajlar 10: Nasıl Yazar Olabilirim?
Haz 13

İlham Verici Röportajlar 10: Nasıl Yazar Olabilirim?

Özlem Yetiş

Artık iyice sıcak olmaya başlayan Antalya’dan herkese merhaba. Bana gelen sorulardan yola çıkarak yaptığım röportajlara bir yenisini ekledim. İdealindeki meslek yazarlık olup da, buna nasıl başlayacağını bilemeyenler için faydalı bir yazı olacağından eminim.

Sevgili arkadaşım Defne Ongun Müminoğlu, blog yazarlığı ile başlayıp çocuk kitapları yazarlığı ile devam eden bir Elveda Ofisçi. Defne ile tanışıp arkadaş olmamız benim işi bırakıp Antalya’ya taşınma zamanlarıma denk geliyor, yani dolu dolu bir 4 yıl olmuş, hatta 5 yıla yaklaşıyor. Blogu 0 km. Bızdıklar‘ı daha ilk yazılarından itibaren biliyorum. O zaman taze bir blog yazarı iken, şu anda pek çok aktiviteye koşturan, kitap okuma etkinlikleri yapan ve dergilerde yazılar yazan çok aktif bir anne ve yazar. Geçen yıl 6 serilik “Burcu ve Berk ile…” kitapları yayınlandı. Bu yıl da seriye 3 kitap daha eklendi. Sizleri Defne ile yazarlık, blog yazarlığı ve ofisi bırakmak hakkında yaptığım röportajla başbaşa bırakıyorum :)

Defne_profil

Defneciğim yazmak senin genlerinde var aslında, bunu biliyorum ama iş hayatından yazarlığa geçme hikayeni paylaşır mısın bizimle?

Genlerimdeki kodlamayı kızım sayesinde keşfettim aslında :) Yoğun bir iş hayatım vardı. Pazarlama Danışmanlığı ve Halkla İlişkiler konusunda bir ajansta çalışıyordum. İş hayatım müşteri odaklı hizmet içerdiğinden, zaman ve yer limiti olmadan çalışıyordum. Bol seyahat, gerektirdiğinde gecenin geç saatlerine kadar çalışmak normal yaşamın parçasıydı. Çok da keyifle yapıyordum işimi.

Maya doğduktan sonra da işe dönmeye kararlıydım. Ta ki süt iznim bitene kadar. O an, o noktada, kızımı, o minicik hâliyle bir yabancıya teslim edip işe gidemeyeceğime karar verdim. Ajansa daha kısa zamanlı, saatleri daha belirli bir çalışma sistemi teklif ettim fakat sistemsel ve müşteri beklentisi açısından bunu maalesef onlar kabul edemediler. Hâl böyle olunca bebeğim ve ben evde başbaşa kaldık :)

Yaklaşık bir sene sonra bu bana yetmemeye başladı. Bir wellness şirketiyle iki sene çalıştım. Kendi zamanımı ayarlayabileceğim bir sistemde iş yapan bir firmaydı. Böylelikle tekrar beyin hücrelerim çocuk dışı konular için aktif hâle geldi :)

Derken 2009 senesinde bloğum 0 km. Bızdıklar’ı kurdum. Amacım biraz kendi annelik hâlimizle dalga geçmek, biraz hayattan, yaşananlardan bahsetmekti.

Ancak blog içerik anlamında giderek zenginleşti.

Bir süre sonra “Mini Baby” dergisi ve ardından “ALL,forkids” dergilerinde köşem oldu. Buralarda da her ay keyifle yazdım.

Yanılmıyorsam 2011 senesinde de Edukids ile “Hikâyeli Yapboz” hazırladık. Dört tane hikâyeden oluşan, altışar parçalı yapbozun hikâyelerini ve yapboz parçalarının detaylarını ben oluşturdum. Benim için bu bir ilkti ve çok keyif aldım.

“Yazarlıkta ilk adım yazmak ve çok yazmak. Sonra bu yazdıklarını başkalarının okumasını sağlamak.”

Geçen yıl yayınladığın “Burcu ve Berk ile…” serisinden bahseder misin biraz?

“Burcu ve Berk ile…” serisi alı kitaptan oluşuyor. Ana karakterlerimiz Burcu ve Berk ve onların köpeği Dost. Her kitapta karakterlerin yaşadıklarından yola çıkarak bir konu işleniyor. Konular bariz mesajlarla sunulmuyor. Daha ziyade gizli mesajlar var çocuklara. Yani çaktırmadan bir şeyler öğretmeye çalışıyorum :)

Kitaplar; Vücudumuz, Sağlıklı Besleniyorum, Hayır Diyebilirsin, Kendimi Koruyorum, Hislerimiz ve Yabancılar.

Her kitapta, kitabın konusuna uygun olarak, o konunun uzmanından danışmanlık desteği aldım.

Çocuk doktoru Perihan Özren, çocuk beslenme uzmanı Prof.Dr.Muazzez Garipağaoğlu ve uzman psikolojik danışman Feriha Dildar bana bu kitaplarda çok destek oldular. Doğru bilginin, uygun şekilde aktarılması için el ele çalıştık onlarla.

O şirin çizimler ise Esra İlter Demirbilek’in ellerinden çıktı :)

kapakla_A

Yazar olmak isteyen okuyucularım var. Yazmayı sevdiklerine ve bu konuda iyi olduklarına inanıyorum. Ancak iş olarak yazmak daha farklı tabi ki. Yazar olmaya karar verdikten sonra hangi aşamalardan geçmek gerekiyor?

Benim gördüğüm ve yaşadığım kadarıyla, “Haydi ben yazar olayım” deyince bu iş olmuyor. Biraz kendiliğinden oluyor. İnsan bir şeyler yazmak istediğinde zaten kendini tutamıyor. Bir şekilde yazmaya başlıyor. Eğer yazdıkları başkaları tarafından “okunabilir” kıvamdaysa, etraftan gelen destekle daha da çok yazıyor ve bu şekilde tecrübe ediniyor.

Yazı yazma üzerine bazı kurslar, eğitim programları da oluyor. Bunlara katılmak da insana ilgi duyduğu konuda fikir vermesi açısından faydalı bence.

Yani ilk adım yazmak ve çok yazmak. Sonra bu yazdıklarını başkalarının okumasını sağlamak. Çünkü başkaları sizin yazdıklarınızdan habersizse, yazdıklarınız kendinize kalır. Halbuki paylaşmak, karşıdan yorum almak çok güzel bir his. Üstelik de gerekli.

Bu işin ticari yönü nasıl sence? Tatmin edici bir gelire nasıl ulaşılabilir?

Yazar olup, bundan geçinen kişiler ancak çok büyük özverilerden sonra o aşamaya geliyor. Yani sebat etmek gerekiyor. Ve yazmayı bırakmamak gerekiyor. Biraz her meslekte olduğu gibi. Türkiye’deki sıkıntı az okunması. Kitaba para verilmemesi. Bununla birlikte pek çok kanalın bu pastada payı olması. Sonuçta siz fikri oluşturup yazıyı yazıyorsunuz ama işin içerisinde yayınevi, dağıtımcı, kitabevi gibi vazgeçilmez unsurlar var. Yazar ancak belirli bir yüzde kazanabiliyor.

Öte yandan “residual income” artısı var yazar olmanın. Yani kitabınızı bir defa yazıyorsunuz. Ancak eğer başarlıysanız, seneler sonra yaptığı baskılardan hâlâ yüzdenizi alabiliyorsunuz. Bu işin güzel tarafı, emeğin karşılığı…

Bir hobinin iş haline gelmesinin akla gelmeyen zorlukları var mutlaka. Yayınevi ile anlaşma, matbaa, baskı olayları hakkında bilgi verebilir misin?

Tabii çok zor aslında. Ben şanslıydım. Artemis Yayınevi’nin kapısını çaldım. Fikrimi hazırladığım örnekle gösterdim. Artemis Yayın Yönemeni benim fikrimi biraz değiştirdi, birkaç öneri ile geldi. “Bunları hazırla, sonra bakalım” dedi. Böylece Burcu ve Berk ile… serisi doğmuş oldu.

Eğer kuvvetli ve açık fikirli bir yayınevi ile çalışıyorsanız size düşen güzel bir kitap çıkartmak. Bundan sonrasını onların becerikli ellerine bırakıyorsunuz.

“Blogda yazdıklarımın bir güvenilirliği varsa, benim okurlara yapacağım öneri de ciddi olarak dikkate alınacaktır”

Sen de yıllar önce “Elveda Ofis” demiş bir blog yazarı olarak, blog dünyasını nasıl görüyorsun? Sana kattıkları neler oldu?

Blog dünyası bizde hâlâ gelişiyor. Blog yazmak benim için bir adım oldu. Geçimimi blog yazarak kazanırım gibi düşünmedim açıkcası. Ben sadece “yazmak” istiyordum. Ve yazdıklarımı “paylaşmak” istiyordum. Bunu yapabileceğim bir kanal olarak gördüm.

Şu anda pek çok marka kendi ürünleri ile ilintili yazan blog yazarlarını “basın temsilcisi” olarak görüyor. Ben bunu biraz fazla buluyorum aslında. Sonuçta tabii ki her bloğun kendine göre bir takipçisi var ama senelerini buna vermiş, basın-yayın okumuş onca konu uzmanı yanında bizim yazdıklarımız çok daha farklı bir kulvarda bence. Her işin bir uzmanı var. Bunu unutmamak lazım.

Yine de eğer blogda yazdıklarımın bir güvenilirliği varsa ki ben buna çok ama çok dikkat ediyorum, benim okurlara yapacağım öneri de ciddi olarak dikkate alınacaktır. Eğer okurun güvenini süistimal etmezseniz, o zaman doğru marka ile onları buluşturma şansına da sahipsiniz.

Ofis dışında çalışmanın sence ne gibi avantajları ve dezavantajları var?

Ofis dışında çalışmak müthiş bir şey! Özgürlük demek. Kimseye hesap vermemek demek.

Ama bir yandan da büyük bir irade ve kontrol gerektiriyor. Kendi kendinizi motive etmeniz, hayatınızı düzene sokmanız lazım. Yani çok zor.

Belki biraz ofis deneyimi sonrası kendi özgürlüğünü ilân etmek en doğrusu :)

Evet, ben de hep bunu söylüyorum. Önce ofis ortamını görüp, şirket-müşteri beklentilerini ve sistemin nasıl işlediğini anladıktan sonra kendi işimizi yapmak çok daha kolay oluyor.

Bunların dışında bizimle paylaşmak istediklerin var mı?

0 km.Bızdıklar sayesinde her geçen gün yenilikler oluyor hayatımda. Sosyal sorumluluk projeleri olsun, kitaplar, çocuklara okuma saatleri, etkinlikler… Bloğumun fayda sağladığını hissettiğim müddetçe yazarım diye düşünüyorum. Kendi kendime, sadece kendimi mutlu etmek için uzun soluklu bir yazarlık benim aradığım değil. Başkalarıyla iletişim içerisinde, o minik gözlerdeki pırıltıları görerek, annelerin o sıcacık duygularını hissederek devam etmek istiyorum ve böyle olacağına da inanıyorum.

Seninle ilk tanışmamızdan bu yana olanları, gelişmeleri, o zamanlar düşünsem tahmin edemezdim Özlemciğim. Seni tanıdığım için de ayrıca çok mutluyum :)

=====

Defne’ye bir kez daha çok teşekkür ediyorum, bizimle deneyimlerini paylaştığı için. Siz hayalinizdeki mesleğe ulaşmak için neler yapıyorsunuz?

Yorumlar