MENÜ
Elveda Ofis > Blog > İlham Verici Röportajlar > İLHAM VERİCİ RÖPORTAJLAR 8: ANTALYA’DAN İNGİLTERE’YE YAZILIM
Haz 7

İLHAM VERİCİ RÖPORTAJLAR 8: ANTALYA’DAN İNGİLTERE’YE YAZILIM

Özlem Yetiş

Antalya'da yaşamak

Fotoğraf virtualwayfarer

Bugün ilham verici hikayelerden biriyle birlikteyiz. Emre Mater, Antalya’da yaşayan ve İngiltere ile çalışan bir yazılım uzmanı. Emre ile aslında geçen yıl Couchsurfing etkinliklerinde tanıştık, bir kaç kere de görüşmemize rağmen birbirimize yaptığımız işleri pek anlatmamışız olacağız ki, bu özelliklerini – yani tam olarak benim gibi çalıştığını – daha yeni öğrendim. Bir an önce de blogumda hikayesini yayınlamaya karar verdim. Herkese ilham kaynağı olmasını umuyorum.

OKUL HAYATI VE PROFESYONEL DENEYİM

1975 Ankara doğumlu olan Emre bilgisayar ile 11 yasinda ilkokuldayken tanışmış. Oyun oynarken aldığı zevki, ufak çaplı sözlük ve bütçe programları yazarken de aldığını görünce Basic programlama dilini öğrenmis. Lise yıllarında, amatör olarak başladığı tez yazma ve doküman basımı işleri ile birlikte bilgisayarı kendisi icin bir kazanç kaynağı olarak seçmiş.

Üniversitede ODTÜ Fizik bölümünde okuyan Emre, Pascal dili, linux işletim sistemi, hardware, network, web, mesajlaşma, client-server mimariler gibi geniş bir alanda deneyim kazanmış – bu arada biraz da fizik öğrenmis ;) Profesyonel hayatına ise okuldayken part-time web designer olarak başlamış, sonrasinda bir süre sistem yöneticiliği yapmış ve son olarak yalnızca programlama konusuna odaklanarak Java Programlama ve Java teknolojileri üzerine çalışmaya başlamış.

Daha sonrasında ise profesyonel anlamda 15 senelik uygulama geliştirme deneyimine sahip olarak proje bazlı danışmanlık mantığıyla; Sony, Migros, Turkcell, Akbank gibi şirketlerde çok uluslu development takımlarıyla uygulama geliştirmiş ve birazdan okuyacağınız gibi en sonunda huzuru evden çalışmakta bulmuş :)

ELVEDA OFİS DENEYİMİ

– Merhaba Emre, şu an ne tür işler yaptığını anlatır mısın bize?

Merhaba, tabii ki. Son dört buçuk senedir İngiltere’deki bir start-up şirkete java teknolojileri kullanarak mimari altyapıyı hazırlamakta ve kurduğum bu altyapıyı hayata geçirinceye kadar olan tüm alt aşamalarda görev almaktayım. Aynı zamanda büyüyen sistemimize dış sistemler entegre ederek yeni fonksiyonaliteler ve yeni sistemler oluşturmak da diğer bir görevim. Buna integration architecture / integration development diyoruz.

Basit bir anlatımla; Lego gibi altyapıyı olabildigince modüler yapıp yeni lego parçalari ekleyerek yeni sistemler oluşturup bunları birbirleriyle konuşturuyoruz. Burada en önemli görev sistemi büyütürken modülariteyi bozmamak ve değişiklikleri en uygun şekliyle yapmak. Sistemin hatasız, iyi performansla çalışmasının ve sürekliliğinin sırrı burada.

Bu işte architect, developer, administrator, release manager gibi bir çok farklı şapka giyiyorum diyebilirim. Bunda hayata geçirdigim projelerden edindiğim ve geçmişteki bilgi birikimimin büyük yardımı var.

– Şu anki çalışma koşulların nasıl peki? Yurtdışında bir şirketle çalışırken ücretlendirme vb. işleri nasıl hallettiniz?

Aslında şu anki şirketimde bugüne kadarki yaptığım en iddialı projemi yapmıyorum. Mesela bir Sony gibi farklı ülkelerdeki farklı takımlardan oluşan yüzlerce kişilik ekiplerle çalışmıyorum; ya da teknik danışman olarak on-site çalıştığım dönemlerdeki yüksek rakamları kazanmıyorum.

Aynı şekilde, danışmanlık yaptığım dönemlerdeki buyuk şirkette çalışmanın getirdiği itibar ve lüks olarak niteleyebileceğim artılara ya da maddi faydalara sahip değilim.

Saatlik ödeme üzerinden çalışıyorum. Şahsi görüşüm -hem patron açısından/hem çalışan açısından – en adil (en yüksek demiyorum) ödeme/kazanç sistemi bu. Tabii ki istismar edilmediği sürece ve karşılıklı güven çerçevesinde.

Bugüne kadarki deneyimlerimden çıkarttığım sonuç, sakin bir ev ortamındaki konsantre 5 saatlik çalişma, ofis ortamındaki 8 saatlik çalışmaya denk geliyor. Eğer günlük çalışmanızı her oturumdan sonra 2-3 saat ara vererek, iki ya da üç oturumlu 2+2(+2) ya da 3+3(+3) şeklinde yayarsanız maksimum performansı alıyorsunuz. Burada hangi zaman diliminin hangisini kendinize hangisini şirketinize çalışacağınız sizin insiyatifinizde.

Çalışma koşullarımda beni en tatmin eden şey, kendimi nerede, ne zaman ve nasıl rahat hissediyorsam o zaman ve şekilde çalışabilme esnekliğim. Bir nevi sanatçı gibi. Tabii bu, her evden çalışılan meslekte böyle olmayabilir, bu rahatlık da benim şansım :) Ama şuna inanıyorum ki hangi sektörde olursa olsun işinizi doğru, zamanında ve kaliteli yapıyorsanız yukarıdaki formülü bir şekilde uydurabilirsiniz; hem işvereniniz hem de siz memnun kalırsınız. Sorumluluk bilinci, iş takibi, farkındalık ve haberleşme sizi bu formüle ve mutluluğa ulaştıracak faktörler.

– Antalya’da yaşam hakkında ne düşünüyorsun? Her yerin olduğu gibi buranında pozitif ve negatif yönleri var. Sence bunlar neler?

İstanbul’daki çalışma dünyasında projelerin en bunalımlı dönemlerinde (testing/bug fixing) klasik bir diyalog vardır.
“Yarın istifa ediyorum ve güneye taşiniyorum. Turizm işine atılacağım ya da yelkenli tekne alıp mavi tur yapacağım.” gibi. Tabi ertesi gün herkes yine paşa paşa işine gelir devam eder. :) Benim de hayallerim bu doğrultudaydı tabii. Dolayısıyla güneyde sıcak bir iklimde, deniz kenarında oturmak bir çok yazılım geliştiricisinin hayalidir. Kokteylini yudumlarken şezlongta uzanıp şemsiye altında kod geliştirmek biraz fantastik de olsa, iş çıkışı plaja gitmek, güneşlenip yüzmek, plaj sporları vs. yapmak hayal değil.

Antalya bölgesinde bir cok güzel turistik otel var. Haftasonu bir kaçamak yapmak istediğinizde Cuma öğleden sonra çıkıp Pazar akşamı eve dönmeniz ve bunun için uzun planlar yapmanıza, uzun yollar kat etmenize gerek yok. Hemen hemen 45 dakika, maksimum 1 saat içinde istediğiniz yere ulaşabiliyorsunuz ve eve döndüğünüzde üzerinizde bir yol yorgunluğu olmadan yeni bir haftaya başlayabiliyorsunuz.

Herhalde Antalya’da alışamayacağım şeylerden biri nem ve yazın bunaltıcı sıcaklar… Nemin %95’lere çıktığı bunaltıcı sıcaklarda Antalya’da olmak istemiyorsunuz. İnsanoğlu böyle nankör işte sıcak memlekete gelip sicaktan kaçıyoruz! :)

– Kendi deneyimlerimden yola çıkarak sormak istiyorum: Büyük şehirdeki yaşamla kıyasladığında neler söyleyebilirsin? Mutlu musun?

Artılar eksiler tabii ki var ama özetle mutluyum derdim. Yaklaşık 3 senedir “Nereden geldim bu şehre!” diye söylendiğimi pek hatırlamıyorum. Benim işim bilgisayar ile; insanlardan çok bilgisayarlar ile çalışıyorum. Böyle olunca şirket ortamından uzakta çalışmak insanı ister istemez asosyalliğe itiyor. İstanbul’da daha sosyaldim. Çünkü orada bir iş ve arkadaş çevrem vardı.. Gidecek mekan sayısı çok fazlaydı ve daha faaldim.. Şimdi iş cevrem tamamen sanal. Yeni arkadaşlar edinmeye çalışıyorum. Yeni bir şehirde yeni bir çevre edinmek oldukca sıkıntılı tabii.

Ama olumsuzluklara rağmen, güneşe hasret kalmış ülkelerin var olduğunu düşündüğünüzde, havası, denizi, tabiat güzellikleri, sebze meyve bolluğu ve parlayan güneşi ile Antalya bir cennet ve bunlar güne gülerek başlamanız için bence yeterli.

– Uzaktan çalışmaktan memnun musun, bu sana ne gibi ekstra faydalar sağlıyor?

Kesinlikle evet, memnunum. Her ne kadar bu kişiye özel bir durum da olsa, uzaktan çalışmanın en büyük handikapi asosyallik. Diğer taraftan bir çok guzelliği var. Erken kalkma zorunluluğu olmaması, trafik olmaması ve stres yapacak çevre faktorlerinin olmaması büyük artı.

Zaman planlamasının sizin elinizde olması da çok büyük bir arti. İstediğiniz ortamda istediğiniz kıyafet ile çalışmak, özetle her türlü konforu istismar etmeden kendi istediğiniz şekilde sağlayabilme serbestliği yine büyük bir artı. Stresten arındırılmış böyle bir ortamdaki performans, ofis ortamından çok daha iyidir. Ayrıca ofise gitmek için harcayacagınız minimum 1-2 saatlik (belki daha fazla) süreyi kendinize ayırabiliyor olmanızın ruh sağlığınıza ve işinizin sürekliliğine büyük etkisi var.

– Son sorum da gelecekle ilgili olacak. Bu şekilde çalışma trendinin geleceğini nasıl görüyorsun?

Aslında bu şekilde uzaktan çalışanların dünya genelinde ve ülkelere göre istatistiklerini merak ediyorum. Bunu arastıracağım. İşveren olsaydım; ben kendi performansımdan bildiğim için; kesinlikle bu şekilde takım kurmayı düşünürdüm. Hem ofis olarak, hem de çalışan giderleri olarak uzaktan eleman çalıştırmanın çok daha hesaplı olacağını biliyorum. En onemli kriter iş takibi ve karşılıklı güven. Elemanınıza güvendikten ve projenizi iyi yönetip iş takibini doğru yaptıktan sonra başarısız olmak icin hiç bir neden yok. Ben bu şekilde çalışmanın katlanarak artacağından da eminim.

Çok teşekkürler Emre. Çok güzel mesajlar verdin.

Eminim ki Emre ile pek çok ortak yönü olan yazılımcılar var. Emre ve daha önceki röportajlarımda yer alan yazılımcılar, yerden bağımsız çalışmaya cesaret edemeyen bir çok kişi var için iyi birer örnek. Bu konuyla ilgili kendi deneyim ve düşüncelerinizi, ve tabi ki sorularınızı paylaşırsanız sevinirim.

Yorumlar