MENÜ
Elveda Ofis > Blog > Başlangıç > En güzel sıçramanızı yapın! Hemen :)
Ara 30

En güzel sıçramanızı yapın! Hemen :)

Özlem Yetiş

Fotoğraf notsogoodphotography

Artık sıçrayınca uçup gider misiniz, ters takla mı atarsınız, havada süzülür müsünüz orası size kalmış. Hayatınızın sıçrayışını yapmak için beklemeye gerek yok, çünkü beklediğiniz o doğru zaman hiç gelmeyecek. Siz kendinizi kaldırıp rahatınızı bozmadıkça hiç kimse, hiç bir şey sizi olduğunuz yerden kıpırdatamaz.

Böyle keskin bir giriş yaptım ancak amacım güzel bir yeni yıl yazısı yazmak. Geçen bir seneden sonra aklımda kalan ruh hallerini sizinle paylaşmak istiyorum.

SEVDİĞİMİZ ŞEYLERİ YAPMAK

Bana “Bu sene öğrendiğin en güzel şey neydi?” diye sorsanız yanıtım şu olur: “Sevdiğim işleri hayatımın merkezine oturtunca hayatımın daha güzel olduğunu, geri kalan herşeyin kendi kendine yerine oturduğunu öğrendim.”

Genelde sürekli iş geliştirme, para kazanma, pazarlama, strateji derken hayatın ruhsal tarafını gözden kaçırabiliyoruz. Biz aslında bu noktaya gelmeyi neden istedik? Evet, daha rahat yaşamak için. Daha rahat ne demek? Kafamızın rahat olması, bedenimizin stresten uzak olması değil mi?

Dönem dönem benim de çok stresli zamanlarım oldu, olmaması imkansız zaten. Stresi üzerimden atmayı başarıp da kendime uzaktan baktığımda, bu zamanlarda kendimi mutlu etmek için hiç bir şey yapmaya çalışmadığımı gördüm. Tam tersi olarak da sevdiğim şeyleri yapmaya zaman ayırdığım dönemlerde para ve iş konularının da inanılmaz hareketlendiğini fark ediyorum.

Sevdiğim şeyler nedir? Mesela her gün 1 saatimi sahilde geçirmek – koşmak, yürümek, bazen de sırf kumsalda oturmak – , akşam yakın bir arkadaşımla buluşup zaman geçirmek, ara sıra gün içinde alışveriş merkezine gidip dolaşmak veya bir kahve içmek. Buna spor saatlerini de katabilirsiniz. Haftasonu oynadığımız tenisler, yüzme, hiç bir şey yapmazsak bile bir araya gelip tembel tembel sohbet etme.

Çok süper şeyler değil aslında bu saydıklarım, değil mi? Herkesin yapabileceği sıradan aktiviteler. Ama yapmayınca mutsuz, enerjisi düşük, stresli biri haline geliyorum. Bunları hayatımın merkezine aldığımda ise mutlu, her şeyden zevk alan, evine özen gösteren, işinde başarılı biri haline. Aradaki fark gerçekten çok açık. O yüzden artık önceliği sevdiğim şeylere zaman ayırmaya veriyorum. Zamanımı bu şekilde kullanınca diğer konular da dağılmıyor, daha iyi odaklanabiliyorum ve işleri daha verimli bir şekilde, daha kısa sürelerde bitirebiliyorum.

Parantez içinde; yukarıdakileri düşününce kesin olarak söyleyebileceğim bir diğer cümle ise: Antalya’ya taşınmak, hayatımda kendim ve ailem için yaptığım en iyi hareket – veya sıçrama – oldu.

ZAMANI İYİ DEĞERLENDİRMEK

Zaman kullanımı konusunda dünyada denenen bir kaç yaklaşım var. Odaklanma konusunda girmişken, size düşünecek konu vermek adına bir iki tanesini burada yazmak istedim:

BİR HAFTA ÇALIŞ, BİR HAFTA DİNLEN

Orjinali şöyle söyleniyor: “One week on / one week off”. Bir hafta boyunca sürekli çalışıp, bitirmeniz gereken projenin/işlerin büyük kısmını bitiriyorsunuz. Haftada 40 saat değil, 60, 70, belki de 80 saat çalışıyorsunuz. O hafta bütün enerjinizi işinize ve onu geliştirmeye veriyorsunuz. Ve bir hafta sonunda elinizdeki işlerin en zor ve en çok zaman alan kısımlarını bitirmiş oluyorsunuz.

Çalışmadığınız bir haftada da tembellik yapmıyorsunuz, tam tersi hayatınızı yaşıyorsunuz. Belki başka bir şehre gitmek istersiniz, belki fotoğraf makinenizi alıp dışarı çıkarsınız, ne yapacağınız size bağlı, ama kendinizi iyi hissettirecek bir şeyler yaşamanız şart. Sonra kendinizi bir hafta çalışmak için kapatacaksınız çünkü.

Böylece her gün her şeyi yarım yarım yapmaktansa, birer haftalık yoğunlaşarak hem iş hayatınızı hem özel hayatınızı tam olarak yaşayabiliyorsunuz. Bunu iki hafta çalışma – iki hafta dinlenme olarak da uygulayanlar var, kendi programınıza göre bir gün çalış-ertesi gün dinlen veya iki gün çalış – iki gün dinlen şeklinde de uyarlayabilirsiniz. Avantajları konusunda şu yazıya göz atabilirsiniz:

One week on – one week off / Steve Pavlina (ingilizce)

GÜNDE 4 SAAT ÇALIŞMA

Bu tip bir günlük çalışma saati belirlediğizde, yine zamanı kısıtlamış oluyorsunuz ve bu zamanda yüksek verimle çalışmayı hedefliyorsunuz. Odaklanmayı artıran bir sistem. Ancak kesinlikle 4 saati geçmeyeceksiniz. Böylece zaman içinde sadece işe odaklanma kapasiteniz artacak.

Benim her zaman savunduğum bir konu da ofiste çalışırken de aslında gerçekten iş yaptığımız zamanın maksimum 4 saat olması. E-mail okumak, telefonla konuşmak, birilerine yanıt vermek veya toplantılara girmek “verimli ve sürekli” çalışmaktan sayılmıyor. Verimli çalışmak, tamamen bir işi bitirmeye odaklanmak demek. Bu sayede freelance iseniz işleri daha kolay bitirmeniz ve paranızı almanız da daha kısa sürede gerçekleşebilir :)

Bu “verimli ve sürekli” çalışma konusunda bir arkadaşımın gönderdiği videoyu paylaşmak istiyorum (Teşekkürler Tolga!). Benim düşüncelerimi daha iyi anlatan bir kaynak olamazdı sanırım :)

İşte video:

37signals kurucusu Jason Fried’den “Why work doesn’t happen at work?” yani “Neden işler işyerinde halledilmez?”. Şansımıza Türkçe altyazısı da var. (Son not: İngilizce bilmeyenler yeni yılda bu konuda büyüüük bir sıçrama yapabilirler, hemen başlayın bence :) )

Son olarak:

SEVDİĞİNİZ İŞLERE ÇOK ZAMAN AYIRDIĞINIZ MUTLU BİR YIL DİLİYORUM

Yorumlar